T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI III. MİLLÎ KÜLTÜR ŞÛRASI
  • Neredeyim :

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın Açılış Konuşması

Değerli kültür ve sanat insanlarımız,

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın kıymetli mensupları,

Değerli misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. 

Kültür ve Turizm Bakanlığımız tarafından düzenlenen 3’üncü Milli Kültür Şurası’nın ülkemize, milletimize, kültür ve sanat dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum. 

Şura’ya, açılış oturumunda ve komisyon çalışmalarında görüşleriyle, teklifleriyle, tenkitleriyle, değerlendirmeleriyle katkı sağlayacak olan tüm kültür, sanat ve ilim insanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. 

Üç gün sürecek toplantılar sonunda yayımlanacak Şura Sonuç Raporunun, kültür ve sanat politikalarımızın geleceğine ışık tutmasını, yeni bir kültür hamlesine vesile olmasını temenni ediyorum. 

Milli Kültür Şurasının 28 yıl sonra yeniden toplanmasını sağlayan Bakanımız Nabi Avcı Hocamızı ve ekibini tebrik ediyorum. 

Değerli arkadaşlar…

Türkiye, farklı kültürlerle zenginleşerek gelişmiş, insanlık tarihine damga vurmuş bir medeniyetin mirasçısıdır. 

Ecdadımız, mimariden musikiye, görsel sanatlardan edebiyata kadar kültürün her alanında çok önemli eserler ortaya koymuştur. 

Bu büyük mirasa, hakkıyla sahip çıkabildiğimizi söyleyebilmemiz ise, maalesef çok zor. 

Burada birkaç rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum…

Ülkemizin 2015 yılında en çok ziyaret edilen müzeleri olan Ayasofya’ya 3,5 milyon, Topkapı Sarayına 3,2 milyon ve Mevlana Müzesine 2,3 milyon kişi geldi. 

Buna karşılık sadece Paris’teki LUVR Müzesi aynı yıl 9 milyon kişi tarafından ziyaret edildi. 

Aynı şekilde, “UNESCO’nun Yaratıcı Şehirler Ağı”nda 54 ülkeden 116 şehir bulunuyor. 

Ülkemizden ise sadece, 2015 yılında Gaziantep, gastronomi alanında bu listeye girebildi. 

Nitekim, ülkemizin kültür harcamalarına baktığımızda, 2014 yılındaki 33 milyar liralık meblağın yarısına yakınını, televizyon ve televizyon yayınları kategorisinin oluşturduğunu görüyoruz. 

Kitap, gazete, dergi harcaması yüzde 13’le; sinema, tiyatro, konser harcaması da yüzde 5,7 ile kültür ekonomisinde yer alıyor. 

Esasen, geçtiğimiz 14 yılda kültür alanında çok önemli işler de yapıldı. 

Örneğin, doğrudan bakanlığa bağlı müze sayısı 93’ten 198’e, müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı 7,4 milyondan 17,3 milyona çıktı. 

Destek verilen özel tiyatro sayısı 59’dan 216’ya, sinemaya verilen destek miktarı da 6 milyon dolardan 176 milyon dolara yükseldi. 

Ülkemizdeki sinema seyircisi sayısı 23,5 milyondan 58 milyonun üzerine çıkarken, özellikle yerli filmler 31 milyon seyirci ile tarihimizin en yüksek seyirci potansiyeline ulaştı. 

Ülkemizde ISBN numarası verilen kitap sayısı 2002 yılında 16 bin civarındayken, geçen yıl bu rakam 54 binin üzerine çıktı. 

2005 yılından bugüne Türk kültür, sanat ve edebiyat eserlerinin yabancı dillere çevrilmesi için 2 bin 312 esere 16 milyon liralık destek sağlandı. 

Yunus Emre Kültür Merkezlerini, TİKA’nın kalkınma yardımlarında, Maarif Vakfımızın eğitimde yaptığı işi, kültürümüzün, dilimizin, sanatımızın dünyaya tanıtılması konusunda yapmak üzere kurduk. 

İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere, dünyada pek çok örneği bulunan bu merkezlerimizi, daha canlı, daha etkin hale getirmeliyiz. 

Bunun için, Yunus Emre Enstitüsünü, bürokrasinin çarkları arasında ezilmesine yol açmayacak, tıpkı Maarif Vakfı gibi, özerk bir çerçeve içinde faaliyetlerini yürütecek yeni bir yapıya kavuşturmalıyız. 

Diğer taraftan yurt dışındaki kültürel varlıklarımızın korunması hususunda da, geçtiğimiz 14 yılda önemli mesafeler kat ettik. 

TİKA başta olmak üzere, Balkanlardan Orta Asya’ya, Kuzey Afrika’dan Kafkasya’ya kadar geniş bir alanda, ata yadigârı eserlere sahip çıktık, onardık, gerekiyorsa yeniden inşa ettik. 

Ülkemiz içinde de Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan alanlarımızın sayısını 9’dan 16’ya çıkartırken, geçici listedeki alan sayısını da 69’a yükselttik. 

Değerli arkadaşlar…

Bütün bunlar elbette çok önemli, çok kıymetli hizmetlerdir. 

Fakat, önümüzde yapmamız gereken çok büyük ve hayati işler olduğunun da farkındayız. 

Öncelikle, kültürel faaliyet adı altında niteliksiz, milli kültürümüze uymayan, kültür hayatımıza katkı sağlamayan etkinlikler konusunda dikkatli olmalıyız. 

Kültürün her alanında birikimimize sahip çıkacak, değerlerimizi yaşatacak çalışmaları ön plana çıkarmalı ve desteklemeliyiz. 

Televizyonun, internetin, özellikle de sosyal medyanın kültürümüzü adeta yiyip bitirmesine göz yumamayız. 

Tam tersine bu imkânları kendi kültürümüzü yeni kuşaklara aktarma konusunda etkin bir şekilde kullanmanın yollarını aramalıyız. 

Osmancık ve Küçük Ağa gibi, Osmanlı tarihini, Kurtuluş Savaşı yıllarımızı anlatan dizilerin, bir neslin üzerindeki etkilerini çok iyi hatırlıyoruz. 

Şimdi de Diriliş Ertuğrul dizisi, benzer bir şekilde, ülkemizin içinde ve dışında, ilgiyle takip ediliyor. 

Demek ki, uğraşınca, emek verince, kaynak ayırınca netice alınabiliyor. 

Bu tür örnekleri çoğaltmalıyız. 

Diğer hususlarla birlikte, medya alanındaki faaliyetlerimizin de ölçüsü, bilmekle anlamak arasındaki farkı ifade eden kültür ve irfan kavramları olmalıdır. 

İrfandan yoksun bir kültür, açık konuşayım, hamallıktan başka bir şey değildir. 

İstanbul’a Fatih’in gözüyle bakmazsanız, sadece taş ve beton yığınlarıyla denizin karışımından ibaret bir şehir görürsünüz. 

Bursa’yı Orhan Gazi’nin gözüyle, Edirne’yi Sultan Murat’ın zaviyesinden temaşa etmezseniz, bu şehirlerin ve temsil ettikleri medeniyetin sırlarına vakıf olmazsınız. 

Gönlerde dalgalanan bayrağımıza, şehitlerimizin nazarıyla bakmazsanız, o renk de, o ay da, o yıldız da size birer grafik unsuru olmanın ötesinde söz söyleyemez. 

Halbuki ne diyor şair:
“EY MAVİ GÖKLERİN BEYAZ VE KIZIL SÜSÜ,
KIZ KARDEŞİMİN GELİNLİĞİ, ŞEHİDİMİN SON ÖRTÜSÜ,
IŞIK IŞIK, DALGA DALGA BAYRAĞIM!
SENİN DESTANINI OKUDUM, SENİN DESTANINI YAZACAĞIM.”

Evet, bayrağımızı işte bu şekilde görmek için, milli kültür şuuruna ihtiyacımız bulunuyor. 

Unutmayınız, siyasi iktidar seçimle, oyla, sandıkla olunabilir; ama kültür iktidarı için çok daha farklı bir birikime, emeğe, çalışmaya, dirsek çürütmeye, alın teri dökmeye ihtiyaç vardır.
 
Bugün ülkemizdeki manzaraya baktığımızda, milletimizin hâkim rengini oluşturan kesimlerin kültürel iktidardan epeyce uzakta olduğunu görüyoruz. 

Bir avuç marjinalin, hatta terör örgütü yanlısı kesimlerin çok daha etkin olduğu bu alana, mutlaka asli sahibinin, yani milletimizin rengini vurmalıyız.

Hiçbir devlet, kendi imkânlarıyla, devlet ve millet düşmanlarını besleyemez. 

Kamu kurumları başta olmak üzere, kültür etkinlikleri düzenleyen kuruluşların, bu tür devlet ve millet düşmanı kesimlere itibar etmemesi, destek vermemesi şarttır. 

Bununla birlikte, kendi tarihimizden, kendi değerlerimizden beslenen kişi ve kuruluşların da, artık kaliteli, mahalli olandan doğup küresele doğru akan bir kültürel üretim yapmaları gerekiyor. 

Türk kültürü, güzel olanı, iyi olanı, kıymetli olanı bünyesine katmakta sıkıntısı olmayan, bunları mevcutla birleştirip çok daha üst bir noktaya çıkmayı kazanç sayan bir anlayışa sahiptir. 

Bizim kültürümüz, bırakınız gelişmeye mani olmayı, tam tersi gelişmeyi teşvik eder.

Bir dönem bilinçli bir şekilde yürütülen inancımıza ve kültürümüze yönelik aşağılama kampanyalarının amacı, işte bu değerli varlığımızı önce gözlerden uzaklaştırmak, sonra da tarihe gömmektir. 

Halbuki, üzerine çamur sıçratıldı diye mücevherin değeri düşmez. 

Türk kültürü de, maruz kaldığı tüm saldırılara ve tahribat çabalarına rağmen hala dünyanın en kadim, en derinlikli, en kıymetli kültürleri arasındaki yerini korumaktadır. 

Bize düşen, günümüzün ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlayarak kültürümüzü ihya etmek, ayağa kaldırmak, geleceğe taşımaktır. 

Bunun için, teslimiyeti değil tahkimiyeti esas alan bu yaklaşımla, milli kültürümüzü yaşatma ve geliştirme yolunda üzerimize düşenleri hep birlikte yapmalıyız. 

Değerli arkadaşlar…

Kültür, sadece kitap, sadece müzik, sadece mimari değildir. 

Kültür, bütün bunları içine alan bir hayat biçimidir. 

Selamlaşmamızdan başlayan, oturup-kalkışımıza, giydiğimize, yiyip-içtiğimize, evimizin düzenine kadar, kimliğimizin tüm unsurlarını, sahip olduğunuz kültür belirler. 

Dünya, son birkaç asırdır kültürel bakımdan “tekdüzeleşme” yolunda hızla ilerliyor. 

Bu durum, sadece Türk kültürü değil, diğer tüm kültürler bakımından da büyük bir tehdittir. 

Bizim kuşağımız, deyimlerden kimi araç-gereçlere kadar, mahalli kültürümüzün zenginliklerinin önemli bir kısmının son şahitleri, son kullanıcılarıdır.
 
Yeni kuşakların önemli bir bölümü, maalesef bu zenginlikten mahrum kalmıştır, kalacaktır.
 
Eğer bugün İstanbul’un sokaklarında yürüyen bir kişinin, kıyafetinden, ayakkabısından, şapkasından, vücut çalımından hangi kültüre mensup olduğunu çıkartamıyorsak, kültürel kuraklığın pençesindeyiz demektir. 

Bir sofranın başına geçtiğimizde örtüsünden tabaklarına, yemeklerinden sunumuna tüm unsurlarıyla hangi milletin ürünü olduğunu anlayamıyorsak, durum gerçekten vahimdir. 

Elbette bu sıkıntıların bize, ülkemize, milletimize mahsus olmadığını biliyorum. 

Dünyanın pek çok yerinde aynı tartışmalar yapılıyor, aynı sancılar çekiliyor. 

Fakat bizim bir farkımız var

Biz, hem medeniyet birikimi, hem tarihi geçmişi, hem de devlet geleneği bakımından çok farklı bir milletiz. 

Çağ kapatıp çağ açmış bir ecdadın torunları olarak, kendimize yeni ve büyük bir gelecek inşa etme gücüne, iradesine, imkanına sahibiz. 

İşte bunun için BÜYÜK TÜRKİYE diyoruz.

İşte bunun için GÜÇLÜ TÜRKİYE diyoruz. 

İşte bunun için 2023 hedeflerimize ulaşmak istiyoruz. 

İşte bunun için gençlerimize 2053 ve 2071 vizyonlarını miras bırakıyoruz. 

Ve işte bunun için Anayasa değişikliğiyle ülkemizi yeni bir yönetim sistemine kavuşturmanın mücadelesini veriyoruz. 

Her konuda siyasetimizin, hareket noktamızın merkezine yerli ve milli olanı yerleştirmemizin sebebi de işte budur. 

Değerli arkadaşlar…

Bugün burada Milli Kültür Şuramızı topluyor olmamız da aynı amaca yöneliktir. 

Medeniyetimizden koparsak, her şeyimizi kaybederiz. 

Kültürümüzü kaybedersek, yok oluruz. 

Kimliğimizi, kişiliğimizi, özgünlüğümüzü terk edersek, yığınların içinde kaybolup gideriz.

Onun için her fırsatta TEK MİLLET, TEK BAYRAK, TEK VATAN, TEK DEVLET diyoruz. 

Bu ilkeler, istiklalimizin ve istikbalimizin emniyet kilididir. 

Geleceğimize güvenle bakabilmek için, BİR OLMAK, İRİ OLMAK, DİRİ OLMAK, KARDEŞ OLMAK, HEP BİRLİKTE TÜRKİYE OLMAK İÇİN, bizi bir arada tutan çimento olarak gördüğüm milli kültürümüze sahip çıkmalıyız. 

Rahmetli Cemil Meriç’in deyimiyle, fırtınaya tutulduğumuzda sığınacağımız yegâne liman olan kitaplarımıza, kültürümüze, medeniyetimize sahip çıkmalıyız. 

Kültürümüzden uzaklaştıkça kendimize yabancılaşacağımızı, kendimize yabancılaştıkça da güçlü olanların boyunduruğuna biraz daha gireceğimizi biliyoruz. 

Ne diyor Akif:
”DOĞDUĞUMDAN BERİDİR, AŞIĞIM İSTİKLALE;
BANA HİÇ TASMALIK ETMİŞ DEĞİL ALTIN LALE!
YUMUŞAK BAŞLI İSEM, KİM DEDİ UYSAL KOYUNUM?
KESİLİR BELKİ, FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYUNUM!”

Yeni nesilleri işte bu şuurla yetiştirmek mecburiyetindeyiz. 

Bu sebeple, sık sık eğitimdeki ve kültürdeki eksiklerimize dikkat çekiyor, yeni dönemde bu alanlara yoğunlaşmamız gerektiğini ifade ediyorum. 

3’üncü Milli Kültür Şurası’nda tüm bu meselelerin enine boyuna tartışılacağına ve ortaya, geleceğimize ışık tutacak somut teklifler konacağına inanıyorum. 

Bir kez daha Şura’nın düzenlenmesinde emeği geçenleri tebrik ediyorum. 

Şura çalışmalarına katkı verecek kültür, sanat ve ilim insanlarımıza şimdiden şükranlarımı sunuyorum. 

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 

Kalın sağlıcakla…